TDK’ya göre sürdürülebilirlik, “Bir durum veya herhangi bir şeyin devam etmesini sağlamak, onu devamlı kılmak“tır.
Sürdürülebilir kalkınma ise “Bugünün gereksinimlerini, gelecek kuşakların gereksinimlerini karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılayan kalkınma” şeklinde tanımlanmaktadır.
Çevresel tahribat ve kaynakların sınırsızca harcanması sonucunda ortaya çıkan iklim değişikliği artık insanlığı tehdit edecek boyutlara ulaşmıştır. Başta küresel ısınma olmak üzere, çevre sorunlarının çözümlenmesi amacıyla radikal önlemler alınmadığı takdirde insanlığın yoluna devam edemeyeceği kanaati yaygındır. Roma Kulübü’nün 1972 yılında hazırladığı raporda, 2072 yılında yeryüzünün yaşanabilirlik niteliklerini geniş ölçüde yitireceği uyarısı önemlidir.
Sürdürebilirlik yalnızca çevre konuları ile sınırlı değildir; toplumun tamamını ve ekonominin genelini etkileyen bir kavramdır. Kaynakların azalması, hatta tükenmesi, iklim değişikliğinin etkileri ve sosyal ile yönetimsel gelişmeler, işletme faaliyetlerinin sürekliliği üzerinde riskler oluşturmaktadır. Bu durumda işletmeye yatırım yapanlar, kredi sağlayanlar, borç verenler gibi birçok paydaş kesimi işletmelerden çözüm üretmelerini ve sorumlu hareket etmesini talep etmeye başlamışlardır. Bu çerçevede, işletmeler doğanın, toplumun ve ekonomik hayatın sürekliliği üzerinden sürdürebilirlik yaklaşımına geçiş yapmaya başlamıştır. Böylece kâr maksimizasyonu hedefinden kurumsal değer maksimizasyonu hedefine geçilmiştir.
Dünya’daki son gelişim evrelerini sanayileşme, küreselleşme, neo-liberalizm gibi tanımlamaya çalışırsak sürdürülebilirlik kavramını yeni yeşil düzen diye adlandıranlar da var. Kapitalist sistemin yoluna devam edebilmesi için çevre ile kârlılık arasında bir denge kurması gerektiği dile getirilmektedir.
Sürdürülebilirlik Neleri Kapsar?
Dünyada gelişmiş ülkelerin öncülüğünde yapısal bir dönüşüm süreci başlamıştır. Geri kalan ülkelerin de yasal altyapılar, finansal araçlar yoluyla veya gönüllü olarak bu dönüşüm sürecine katılmaya zorlanacakları ortaya çıkmıştır. Dönüşümü gerçekleştirmeyen firmaların ise ekonomi dışına itilme riskinin büyük olduğu anlaşılmaktadır.
Sürdürebilirlik kavramı, çevresel sorunlarla ortaya çıkmış gibi görünse de kapsamı daha geniş ve bütüncül bir yaklaşıma sahiptir. Günümüzde sürdürülebilirliğin temel sütunları olarak Çevresel, Sosyal ve Yönetişim (Environmental, Social, Governance – ESG) unsurları kabul edilmektedir. Ancak bu tanımlama eksiktir; firma ve kurumların değer yaratma süreçleri ve risklerinin ölçülebilir olması gerekmektedir.
Günümüzde sürdürülebilirlik konusu nasıl ölçülmeli ve bu ölçümler uygulamada nasıl kullanılmalıdur? Bu bağlamda, dijitalleşme ve ürün/sektör boyutları da önemlidir. Farklı sektörlerin ve ürünlerin sürdürülebilirlik boyutları değişkenlik gösterdiğinden, ölçümleme (metrics) sürecinde bu faktörlerin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Sonuç olarak, tüm bu beş temel ölçümleme kavramı, günümüzün ulusal ve uluslararası mevzuat ve yasal yükümlülüklerinin temelini oluşturmaktadır.
Gelecek Yazı: Sürdürülebilirlik Tarihsel Gelişimi