DİPLOMAT’IN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK AJANDASI-V
Erdoğan KÖK
E.Büyükelçi
Ecosolis Kıdemli Danışmanı
Trump İktidarı ve Sürdürülebilirlik
ABD Başkanı Trump ,ikinci kez iktidara gelmesi ve göreve başladığı 20 Ocak’dan bu yana dünya kamuoyunu endişelere sevk eden söylemleri, günde ortalama imzaladığı 10-15 kararname ile sürekli gündemde yer almaya devam etmektedir. Popülist kararların ağırlıkta olduğu kararnameler, basit varsayımların yoğun olduğu ve bilgiye/gerçeğe dayanmadığı izlenimi veren söylemler Trump ve yönetimi ile ilgili endişeleri artırmış görünmektedir.
Bu konularda dünya ve ülkemiz medyasında çok sayıda haber, makale görüyorsunuzdur. Ben sürdürülebilirlik, özellikle ilk imzaladığı kararnamelerden biri olan Paris Anlaşmasından çekilmenin etkileri üzerinde durmak istiyorum. Paris anlaşmasından çekilmesi ve özellikle AB’nin sürdürülebilirlik üzerinden Amerikan firmalarına karşı yarattığı ilave maliyet ve zorlukları ortadan kaldıracağının dile getirilmesi yeşil ekonominin/mutabakatın sonuna mı geldik sorusuna yol açmıştır.
Sürdürülebilirlik ile ilgili özellikle AB mevzuatının firmaların işlerini zorlaştırdığı, artan bürokrasinin firmaları iş yapamaz hale getirdiği yolunda şikayetler her zaman vardı. Esasen AB bunun farkında olarak mevzuatta bazı iyileştirme, kolaylaştırma adımları atmaktadır. Ancak dünyadaki kapitalist sistemin bugün vardığı ve sürdürülebilir bir kalkınma modelinin seçildiği ortamda geri dönüşler kolay değildir. Bunun en önemli nedeni, sürdürülebilir ekonominin artık tüm dünya finans ve üretim çevrelerinde, diğer bir ifadeyle temel piyasa güçleri tarafından benimsenmiş ve yerleşmiş olmasıdır. Sonuçta sürdürülebilirlik sadece çevre ile sınırlı kalmamış, yönetim ve sosyal yanlarının üstüne dijitalleşme ve ürün/sektör boyutları da eklenmiştir. Düşük karbonlu yeşil ekonomi ile üretim ve hizmet daha karlı hale gelmeye başlamıştır. Özellikle çok uluslu firmaların sürdürülebilirlik çalışmaları durdurulamaz bir aşamaya gelmiştir. Mevcut yasal düzenlemeler ve kamuoyu da bunu desteklemektedir.
Dünyada yeşil teknoloji ile üretim hem daha ucuz ve uygun hale gelmiş hem de kamuoyunun beklentileri bu yönde sabitlenmiş görünmektedir. Çevreye, ekonomiye, insan haklarına duyarlı olmayan ürünlerin satışı artık hemen hemen imkansız hale gelmiştir. Hiç kimse çocuk işgücü kullanan, çevreyi kirleten, çalışan haklarını hiçe sayan bir firmadan ürün almak istememektedir. Çünkü duyulduğu takdirde böyle bir ürünün satışı duracağı gibi firmanın ismine de büyük bir leke olacaktır.
Dünyanın gitmekte olduğu yönü anlamak için bazı örneklere bakmak yeterlidir.ABD’de yenilebilir enerji kaynaklarına yatırımlarda büyük artış gözlenmektedir. Koyu Cumhuriyetçi Teksas, güneş enerjisi yatırımlarında koyu Demokrat Kaliforniya’yı geçmiştir.
Dünyanın en büyük fosil yakıt üretici ülkeler bile artık yenilebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmakta, ekonomilerini çeşitlendirmek için önlemler almaktadır. Ahiren yaşadığımız pandemi sevkiyat zincirlerinin ne kadar hayati olduğunu göstermiştir. Bugüne kadar kirletici ve düşük kaliteli üretimleriyle eleştirilen Çin, bugün yeşil ekonomide başat bir güce dönmüştür. Elektirikli araç üretiminde, yenilebilir enerji konusunda önemli atılımlar yapmıştır. Özellikle fosil yakıt üreticisi olmayan ülkelerin sürdürülebilir ekonomik kalkınmaya devam edeceği aşikardır.
Trump’ın Paris anlaşmasından çekilmesi ve iklim değişikliği ile ilgili federal desteği çekmesi sürdürülebilirlik konusunda devam etmekte olan gelişimi en kötü ihtimalle geciktirebilir. Ancak dünyada temel piyasa güçlerinin ve kamuoyunun desteklediği temiz, yenilebilir enerji ve düşük karbonlu üretim konusundaki gidişatı, ısrarla inşa etmek istediği duvarların durdurması güç görünmektedir.